2 Nisan 2015 Perşembe

GURBETİ BEN YAŞADIM: Ahmed Günbay YILDIZ

Gönderen geke güler on 10:18 with Yorum Yok

Kelkit ilçesinde bir kasabada Kasapçılar diye bilinen bir aile kasaba halkına eziyet eder. Kasabalı bu aileden habersiz hiçbir şey yapamaz. Pazara gelenlere haraç keserler vs. vs. Bir gün köyün imamı Hüsrev (Hatip) Hoca bu ailenin gençlerinin pazara ineğini satmak için gelen bir adama haksızlık ettiğini görür ve bunu, akşam onun yanına kaybolan ineği için kurt ağzı bağlatmak için gelen babalarına söyler.  Adam sinirlenir sonra da çeker gider. Ertesi gün cuma namazı çıkışı Kasaplar'ın oğulları Hüsrev Hoca'yı döverler. Bunu duyan yeğen Halil koşar gider dayısını dövenleri benzetir.  Kasabalının beklediği fedai olur. Artık ondan korkmaya başlar Kasaplar. Bu arada köye yeni gelen Baytar Salih'in kızı Itır'a Halil, Kasaplar'dan Okkalı (Selim) ve Okkalı'nın amcasının oğlu Kürşat da talip olur. Itır'ı ilk Okkalı ister. Ne Salih Usta'nın vermeye gönlü vardır ne de kızın ona gelin olmaya. Bu yüzden reddeder Okkalı'yı. Abisi Lokman çok sinirlenir, Salih'i tehdit eder. Yine bir gün Okkalı Salih Usta'yı tehdit ederken Halil görür olayı ve kovar Okkalı'yı evlerinin önünden. Bunun üzerine Lokman oğlu Cavid'e tabanca verir ve Halil'i vurmasını söyler. Çocuk istemeyerek de olsa alır tabancayı ve ertesi gün Halil'i omzundan vurur. Halil çocuğa bir şey yapmaz, elindeki tabancayı alır ve onu evine gönderir. Ardından jandarma Lokman'ı götürür. Üç yıl hapse mahkum ettirilir. Lokman'ın hapse girmesinden sonra Okkalı da askere çağrılır. Halil anasını babasını Itır'a görücü olarak gönderir. Bunu duyan Kürşat da Itır'a görücü olarak gider. Kürşat ve Halil çocukluk arkadaşıdırlar ama bu olaydan sonra düşman olurlar. Itır Halil'e varır. Sonra Itır hamile kalır. Ama Halil de askere çağrılır. Halil askerdeyken Birinci Dünya Savaşı başlar ve Halil Ruslara esir düşer. Esir kampında Dursun diye bir Bulgaristan vatandaşıyla tanışır. İkisi de Türktür. Tanıştıktan sonra hiç birbirlerinden ayrılmazlar. Ardından Bolşevik İhtilalinden yararlanarak zengin bir Rus ailesiyle teknelerine binip kaçarlar. Tekne Osmanlı topraklarına gidemez ve Bulgaristan'a gider. Burada Dursun'un ailesinin kaldığı yere giderler. Burada kalırken çadırlara Bulgarlar saldırır. Rüştü Halil'e  haberi yetiştirir ve onun kaçmasına yardım eder. Lakin ikisi de yakalanır. On dört yıl İslimiye Cezaevinde taş ocaklarında çalıştırılır. Sonra bir gün bir karışıklık olur ve kaçmayı başarır. Tunca nehrini aşar ve Türkiye'ye gelir fakat hâlâ Osmanlı zanneder. Ama çok farklı bir ülkeyle karşılaşır. Buranın Osmanlı olmadığını anlar ancak herkes Türkçe konuşur. Buna bir anlam veremez. Karakola götürülür. Jandarmalar onu casus zanneder hapse atarlar.
Halil'in başına bunlar gelirken Itır çocuğunu doğurur. Halil'in babası (Kara Yusuf) adını Davud koyar çocuğun. Savaş biter ve Kasaplar'ın erkekleri savaştan dönerler. Okkalı hariç. Kürşat Halil'in dönmemesini bahane ederek Itır'a tekrar talip olur. Babası bahaneler bularak her defasında geri çevirir ancak belli bir noktadan sonra dayanamaz sahte bir ölüm belgesiyle kızını kandırmaya çalışır. Itır inanmaz buna ve yine reddeder. Kürşat vazgeçmez. Itır'ı ve kaynanasını rahatsız etmeye devam eder. Davud on iki yaşına gelmiştir ve bir gün nenesinin kuşağından babasının bıraktığı tabancayı alır Kürşat'ı bacağından vurur. Nenesi suçu üzerine alır. Itır çocuğunu alır ve babasıyla birlikte kasabadan gider.
Halil hapisteyken bir mahkum ona savaştan sonra olan her şeyi anlatır. Hatta ona Yeni Türk Alfabesini de öğretir. Bir yıl Edirne Cezaevinde kaldıktan sonra ona yeni hüviyet verip serbest bırakırlar. O da memleketine yollanır. Memleketinde ne anasını ne babasını ne de Itır'ı bulabilir. Ardından harp zamanında hemşehrisi olan Kenan gelir aklına. Birbirlerine "Harp bittikten birbirimizin ailesinin yanına gidelim. İçimizden biri sağ kalmışsa ölenimizin ailesine yardım etsin. Şayet ikimiz de sağ kalmışsak eski günleri yad ederiz." diye söz vermişlerdir. Ve Halil sözünü tutmak için Kenan'ın babası Bakırcı Ali Usta'yı aramaya başlar şehirde. Bulur fakat Kenan'ın öldüğünü öğrenir. Ali Usta Halil'i çok sever ve ona yanında iş verir. Halil kısa zamanda iyi bir bakırcı olur. Bir gün dükkana gelen bir müşteriye Ali Usta Halil'in ailesini sorar. O da; babasının öldüğünü, oğlunun Kürşat'ı vurduğunu, nenesinin de suçu üzerine aldığını, Itır'ın babasıyla birlikte başka yere gittiğini ve Itır'ın başka biriyle evlendiğini söyler. Sonradan Ali Usta dostu Sermet'le bir olup Halil'in oğlunu araştırırlar. Askerliğini bitirdikten sonra kasabaya geri geleceğini öğrenirler. Ve kasabada Halil'e bir bakırcı dükkanı açıp ona bir de doğduğu evin yanındaki araziye ev inşa ederler. Aradan yirmi dört yıl geçmiştir. Halil kasabaya geldiğinde kimse onu tanımaz. Zaten o da oğlunu Kasaplar'ın zulmünden korumak için kabul etmiştir bu işi. Sonunda beklediği olur ve oğlu kasabaya gelir. Itır'ın da başkasıyla evlenmediğini öğrenir. Kasaplar bunu duyar duymaz Davud'u tehdit ederler. Davud'un gözü korkmayınca evine baskına giderler. Halil bunu görür ve o da çıkar evinden. Davud'la birlikte kavgaya tutuşurlar. Kavga bittikten sonra Lokman jandarmaya gider, Halil'i şikayet eder. Jandarma dönüşü Halil Itır'ın kapısını çalar. Itır önce inanmaz sonra "Maziye ait bir şey söyle." der. Halil de "Yeşil bağla ala karşı yakışmazsa öldür beni." der (bu dizeleri Itır'a evlenmeden önce verdiği ilk mektupta yazmıştı). Itır kapıyı açar ayaküstü konuşurlar. Davud'un karısı seslere uyanır, Davud'u da uyandırır. Itır oğluna onun babası olduğunu söyler.

İlk başta biraz sıkıcı gibi gelse de ilerleyen sayfalarda heyecandan okuyamadım resmen kitabı. Müthişti. Bir solukta bitirdim diyebilirim. Normalde Türk Edebiyatı fazla okumam. Ama bu ilaç gibi geldi. Ülkemin yazarlarının bu kadar iddialı kitaplar yazması açıkçası beni gururlandırıyor. Bence filmi çekilmeli bu kitabın. Ve beni hayrete düşüren bir başka şey ise bu olayın gerçekten yaşanmış olması. Yazar bazı yerlerde hatalar yapmış ama bu hatalar akışı bozmuyor. Bendeki basım Kasım 1995 olduğu için sanırsam bir çok yerde imla hataları vardı. 



0 yorum:

Yorum Gönder